2020’yi Uğurlarken “İklim”

2015 yılında Paris Anlaşmasının imzalanmasına sahne olan COP21 İklim Değişikliği Konferansının üzerinden 5 yıl geçti. 12 Aralık 2015 tarihinde 200’e yakın ülkenin altına imza attığı Paris Anlaşmasının hedeflerine ne derece ulaşılabildi? Anlaşmayı imzalamayan devletler neden imzalamadı, imzalayanlar iklim değişikliği ile mücadelede gerçekte ne kadar yol alabildi? İklim Değişikliği aktivisti Greta Thunberg’e göre bir arpa boyu yol alınmadı; devletler iklim değişikliğini durdurma taahhütlerini yerine getirmedikleri gibi dünyanın durumu giderek daha da kritikleşiyor. O halde dünya, iklim değişikliği krizini nasıl aşacak?

8 Aralık 2015 günü İklim Değişikliği Konferansının yapıldığı konferans merkezine vardığımda insanlarda hissettiğim o tatlı telaşı ve motivasyonu hatırlamamak elde değil. Herkesin umutlu olduğu bir toplantılar silsilesiydi COP21 ve her kesimden ve sektörden liderlerin katılımıyla, gerçekten de devasa bir zirveydi. Cinsiyet eşitliği, enerji verimliliği ve iklim değişikliği konularını ele alan ve Hindistan’ın ev sahibi olduğu panelde kadınların  iklim değişikliğine nihai etkisini Türkiye bazında anlatırken aslında iklim değişikliğinde en önemli mücadelenin davranış değişikliği ve farkındalık ile kazanılacağını konuşuyorduk bu oturumda. Türkiye’de kadınların “evin ekonomisti” olarak tüketim alışkanlıklarını gözden geçirerek ve optimize ederek hem kendi bütçesine, hem de devlet bütçesine sağlayacağı tasarruf ve çevresel pozitif etkinin yanısıra iklim değişikliğine nihai katkısını da tartışma fırsatı bulduk bu panelde. Oturuma ilgi büyüktü. Yaptığımız sunumlardan sonra aldığımız sorular en çok iklim değişikliği konusunda davranış değişikliğini sağlayacak yöntemler üzerineydi. İklim değişikliğinin sadece küresel ortamda küresel bir sorun olarak kalmayıp bireysel olarak sorgulanmak üzere kollektif bilinçle halledilebilecek bir sorun olduğuna işaret ediyordu aslında sorulan sorular, yapılan yorumlar.  Bunun gibi yüzlerce panele, karşılıklı görüşmelere ve toplantılara ev sahipliği yaptı COP21 ve sonraki yıllarda devam eden İklim Değişikliği Konferansları.

2015 yılı aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in  Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını ilan ettiği yıldı. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları içinde 13. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olarak bilinen ‘iklim değişikliği ile mücadele’ konusunda zihniyetin ve davranışların değişmesi için geçen yıllarda yapılanlar ne derecede yeterli oldu? Aslında dünya nüfusu için bir anlamda hayatta kalma paketi olan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının, Covid-19’un ortaya çıkışı ile birlikte ne ölçüde gerçekleştirebileceği konusunda endişeler  oluşmuş durumda. Covid-19 krizinin, 2030 yılında gerçekleşmiş olması beklenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının takvimini en az 10 yıl ileri atması bekleniyor. Covid-19’la birlikte değişen dengelerden iklim değişikliği ile mücadele de payını almış oldu. Gelişmiş ekonomilerde bile Covid-19’in savunmasız kesimleri daha da savunmasız hale getirdiğini, eşitsizliklerin daha da derinleştiği gözleniyor.

Covid-19 diğer taraftan, tüm dünyanın küresel bir krize karşı nasıl birleşebileceğini ve çözüm arama çabasına girişeceğini gösterdi ve  aynı zamanda sürdürülebilir gelişmenin ne denli önemli olduğunun altını çizdi. Ekonomik büyümenin ancak sürdürülebilir olması koşuluyla mümkün olabileceğini anladık. 2030 yılına kadar gerçekleşmesi öngörülen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile dünyada 380 milyon iş imkanı yaratılabileceği, 12 trilyon dolar düzeyinde ekonomik büyüklük elde edilebileceği düşünülüyor. Ancak bu hedefe ulaşmak ancak yatırımlarda sürdürülebilirliğin esas alınması, sosyal adaletin ve kapsayıcılığın güçlendirilmesi ve iklim değişikliği ile mücadele edilmesi ile mümkün olabilecek.

Covid-19 krizi henüz henüz başlamamışken, iklim değişikliği ile mücadelenin önemli bir adımı olarak Avrupa Birliği nezdinde gündeme gelen “Yeşil Mutabakat” (Green Deal) Avrupa Birliğinin yeni ekonomik büyüme stratejisi olarak 2019 yılının Aralık ayında kabul edildi. Bu strateji çerçevesinde yapılacak işbirliği çerçevesinde  karbon salımınının 2050 yılı itibariyle sıfırlanması hedeflenirken, Paris  Anlaşması ve Yeşil Mutabakatın gelecekteki ticari anlaşmaların da temelini oluşturması bekleniyor. Yeşil Mutabakat çerçevesinde, 2020’de kabul edilen İklim Hedefleri Planı ile Avrupa Birliği mevzuatı içinde yer alan tüm kanunların iklim değişikliği kriterlerine göre revize edilmesi ve  döngüsel ekonomi, biyoçeşitlilik, tarım, inovasyon ile yeniden yapılanma konularında yeni mevzuatların oluşturulması öngörülmekte. Yeşil Mutabakat dahilinde yer alan politikaların hayata geçirilmesi gereken yatırım finansman programının en az 1 trilyon avro olması bekleniyor. Mutabakat içinde yeralan hedeflere ulaşmak için 2030 yılına kadar her yıl 260 milyar avroluk yatırım yapılması öngörülüyor.

Diğer taraftan , 2020 Kasım ayında Glasgow’da yapılması beklenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP26,  Covid-19 nedeniyle 1-12 Kasım 2021 tarihine ertelendi. Bir yandan Covid-19 ile küresel mücadele devam ederken, diğer taraftan küresel ısınma nedeniyle yaşanan afetler, susuzlaşma ve kuraklaşma, kıtlık gibi oluşması beklenen sorunlarla nasıl baş edileceği bir sonraki iklim konferansının ana teması olacak gibi görünüyor. Kasım 2021’de gerçekleşecek İklim Değişikliği Konferansına kadar İngiltere başkanlığında toplanacak G7 toplantısı ile  İtalya başkanlığında toplanacak G20 toplantısının iklim değişikliği konusunu tekrar gündeme getirmek ve mobilize olmak bakımından uluslararası bir fırsat yaratması bekleniyor.

Covid-19 krizi ile alarma geçen ve küresel bir sorun etrafında  işbirliği içinde hızlı politikalar üreterek çalışılabileceğini idrak eden dünya ülkeleri için kapıda yıllardır beklemekte olan iklim değişikliği krizi de çözülmeyi bekliyor.  Çin, Hindistan, Güney Kore, Japonya gibi ülkelerin ve üretim kapasitelerinin artması beklenirken, doğuya kayması beklenen ekonomik faaliyetlerin söz konusu ülkelere ekonomik faaliyetlerin getirisi olacak karbon emisyonları için de bir sorumluluk yüklemesi ve bu ülkelerin de bu sorumluluğu alması bekleniyor.

Covid-19 sonrası süreçte, küresel anlamda ekonomik büyümenin istikrarlı bir şekilde devam edebilmesi için iklim değişikliği ile mücadele bağlamında çevresel sınırlamaların dikkate alınması ve kaynakları sürdürülebilir hale getirmek şart. 2050 yılında 9.2 milyar olması beklenen dünya nüfusu özellikle büyüyen ekonomilerde sera gazlarının artacak olması durumu çevresel korumayla birlikte yeşil teknolojileri de gerekli kılıyor. İklim değişikliği ile mücadele konusunda oluşan küresel bilinçlenme artık iklim değişikliğini engelleyecek kararlar, eylemler, tüketim tercihleri, teknolojiler ve regülasyonlar ile tamamlanmak durumunda. Daha da geç olmadan, hemen şimdi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı