Bağış Yapmak “Out”, Etki Yatırımı “In”

Son üç dört yıldır etki yatırımı modeline kafayı taktım. Her şey bir kitapla başladı aslında. Üç yazarlı bir Oxford Üniversitesi yayını olan “Sosyal Finans” 2015 yılında Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilirlik Kalkınma Hedeflerini dünyaya tanıtmasından sonra ortaya çıkan veya pekişen kavramların ve modellerin hem kavramsal, hem de örneklerle ve vaka analizleriyle açıklandığı kitap. Kitabın yazarlarından Alex Nicholls’un da Oxford Üniversitesinde sosyal girişimcilik ve sosyal finans konularında ders veriyor olması da ayrıca motive etti beni. Hani derler ya: “Bir kitap okudum, hayatım değişti!”. Bu cümleyi, yeni çağın sosyal ve işbirliksel yatırım modellerini anlatan bir kitap için söyleyeceğim aklıma gelmezdi açıkçası. Bir felsefe kitabı olsa şaşırmazdım bu cümleyi söylediğime… Ancak düşünüyorum da, bu kitap da aslında yenilenmesi beklenen kapitalizm kavramının yeni finansal enstrümanlarını tanıtıyor bize ve arkasında bir felsefe var:

“Kaynaklara daha eşitlikçi erişimin olduğu ve kaynakları sürdürülebilir kıldığımız ölçüde yatırım yaptığımız bir dünya ve döngüsel bir ekonomi yaratmak.”

Kitaplar kitapları izledi. Konferanslar, eğitimler derken “etki yatırımı” kavramı konusunda algılarım iyice açıldı. Kavramı hayata geçirmenin yollarını aramaya başladım. Filantropik girişimlerimde bu modeli baz almayı ve yaratılan sosyal değerin ölçülmesini tercih ettim. Bu konuda bolca okuduğum vaka analizi, bana etki yatırımlarının aslında hayatımızın içinde potansiyel olarak zaten var olduğunu ve bilinçli olarak yapılacak dokunuşlarla bir etki yatırımcısı haline gelebileceğimize inandım.

Bugün dünyanın en büyük şirketleri, vakıfları ve fonları etki yatırımları yapmakta. Bir yandan finansal karlılığı amaçlarken, diğer yandan dünya sorunlarına çözüm getirecek ve etki yaratacak alanlara yatırım yapmaktalar. Bu büyük kapasiteli yatırımların yanında daha küçük ölçekte, hatta bireysel olarak yapılan etki yatırımlarının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Etki yatırımı yapmak, dünya sorunlarına duyarlı olmak ve bu sorunlara çözüm getirmeyi ve katma değer yaratmayı hedeflemek demek. Bunu çok anlamlı buluyorum.

1999 yılında kurulmasına öncülük edip, 11 yıl başkanlığı yürüttüğüm bir vakıf vardı bir zamanlar hayatımda. Vakfı kurduktan hemen sonra tasarladığım projeyi gerçekleştirmek üzere doğu ve güneydoğu illerindeki üniversitelere gittim ve onbir yıl boyunca nerdeyse her ay seyahat ettim projeyi uyguladığımız illere. Bu hem bir burs programı, hem de gençlerin mesleki formasyonları dışında profesyonel donanımları aldıkları bir liderlik programıydı. Burs karşılıksız verilen bir hibe idi.

Projenin asıl amacı, gençlerin çok geniş bir yelpaze dahilinde disiplinler arası konularda eğitildiği, seyahat ettiği, rol modellerle karşılaştığı, staj yaptığı liderlik programının müfredatı içinde gerçekleşiyordu. Projeyi yazarken amacım, gençlere fırsat eşitliği vermek, kapsayıcı olmak ve geleceğin liderlerini yaratmaktı. Etki yaratmaktı. Her ne kadar projenin sosyal etkisi ölçülmemiş olsa da, en başından sosyal etki yaratmak niyetiyle Türkiye’nin gençlerine yapılmış bir yatırımdı.

Vakfı kurduğum zamana geri gidebilsem, tasarladığım projenin hayata geçirilmesinde başvurduğum model, etki yatırımı olurdu. Projeye yaptığım yatırımın, projenin en başından itibaren belli bir sosyal veya çevresel amaca hizmet etmek amacıyla sağlandığı, verilerin buna göre toplanıp etkinin ölçüldüğü ve mümkünse koyduğum sermayenin belli bir dönemin sonunda bana geri geleceğini bildiğim bir model. Dönen sermaye hem değerini korusun, hem de yeniden yatırım yapma imkanı oluşturarak her seferinde daha çok gence fayda sağlasın, etki katlanarak çoğalsın diye.

Bağışla hibe edilen ve geri gelmeyen fonlar mı, yoksa belli şartlarla ve belli bir dönem sonunda geri gelen ve başka projelerde kaynak olarak tekrar kullanabileceğiniz fonlar mı?

İyi düşünmek lazım!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı