Batının Koronavirüs İle İmtihanı

2020 yılının bitmesine az bir süre kala koronavirüs (COVID-19) ile mücadele devam ediyor. İspanya’da barlar ve restoranlar kapandı. Fransa’da büyük şehirlerde sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Çek Cumhuriyetinde okullar kapandı. Almanya harıl harıl ikinci dalgayı karşılamaya hazırlanıyor. İtalya’da hastaneler üzerindeki baskı artmakta ve İngiltere’de hastanelerin ameliyat programları, ikinci dalga riskine cevap veremeyebilir kaygısıyla askıya alındı.

Batı Avrupa hala birinci dalganın etkileri ve ikinci dalganın projeksiyonları ile uğraşadursun, doğu Asya ülkeleri pandemiyi bastırmış görünüyor. Gelen haberlere göre Çin, Singapur, Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Tayland’ da ekonomik faaliyetler ile sanat ve spor aktiviteleri devam ediyor. Endonezya, Malezya ve Filipinler’de önlemler halen alınmaya devam etse de hasta ve ölüm sayıları sabit seyrediyor. Koronavirüsün ilk çıktığı yer olan Wuhan’da ilk klasik müzik festivali geçenlerde yapıldı bile.

Nasıl oluyor da doğu ülkeleri, batı ülkelerinin hala bastırmaya çalıştığı koronavirüs krizini çözmüş görünüyor? Üstelik kriz doğuda ortaya çıkmışken..Doğuda bulunan ülkelerin merkezi otokratik devlet yapıları gereği o ülkelerin vatandaşları devletin istediği şekilde davranırken, batı ülkeleri kendi içlerinde “maske takılsın mı”, “okullar açılsın mı”, “karantina ilan edilsin mi”, “sınırlar kapansın mı” derdinde. Batıdaki her şeyin sorgulandığı ve tartışıldığı demokrasi kültürü içinde devletin aldığı kararların uygulanması ve politikaların yürütülmesi çok daha yavaş yürüyen bir süreç; ki bu da virüsün hızla yayılmasında önemli bir etken. Uzmanlar, batı ülkelerinde koronavirüs yayılmaya başladığında bir hafta daha erken karantina ilan edilseydi sonuçların çok daha başka olacağını söylüyor. Demokrasi koronaya ne kadar çare oldu, ülke bazında tartışılabilir.

Doğu Asya ülkelerinin koronavirüsle mücadelesini başarılı kılan bir neden de bu konuda daha önce edindikleri deneyimler. 2003 yılında Çin’de ortaya çıkan SARS krizi, onu izleyen MERS ve 2012 yılındaki Orta Doğu Solunum Sendromu doğuda bulunan ülkelere bu tür virüslerle nasıl mücadele edileceğini öğretti. Sınırların derhal kapatılması, ülkeye girenlere test zorunluluğu ve karantina uygulaması getirilmesi, pozitif vakaların bekletilmeden hastaneye, refakatçılarının karantina altına alınmış otellere yerleştirilmesi, ülkeye girişte test sonucu negatif çıkanlara izleme bileziklerinin takılması ve sıkı bir şekilde izlenmesi gibi yöntemlerle virüsle baş etmeyi öğrendiler. SARS kriziyle birlikte Doğu Asya ülkelerinde günlük hayat içinde maske takmak zaten norm olmuştu.

Prestijli tıp dergisi Lancet’te geçen hafta yayınlanan ve seksenin üzerinde araştırmacının yer aldığı araştırma sonuçlarına göre, koronavirüs ile mücadelede “sürü bağışıklığı” yönteminin çözüm olmadığı gibi, pandeminin negatif etkilerini daha da artıran bir yöntem olduğu kanıtlandı. Batı ülkeleri koronavirüs sürecinde daha çok bu yöntemden medet umarken, bu tür krizlere hazırlıklı olan Doğu Asya ülkeleri daha radikal yöntemlere başvurdular.

Bazı uzmanlar, pandeminin ilk günlerinde Wuhan’da saklanan vakalara atıf yaparak Çin’in gerçek verileri paylaşmadığını düşünüyor. Ağustos ortasından bu yana koronavirüs tablosu sabit seyreden Çin’ in en büyük avantajı daha önce yaşadığı salgın deneyimlerinden faydalanmak ve maske, eldiven gibi kişisel koruyucu malzeme ve ekipmanları hızlı ve seri bir şekilde üretebilmek oldu.

2000’li yıllardan bu yana Doğu Asya’daki ülkelerin solunum yoluyla bulaşan hastalıklarla ilgili tecrübe edinirken, batılı ülkelerde daha çok diyabet, kanser ve kalp hastalıkları ile meşgul olması ve bu tür hastalıkların tedavi yöntemlerinin uzun bir zaman dilimine yayılabiliyor olması koronavirüsle mücadelede farklı tabloları ortaya çıkardı. Büyük ölçekli salgınlarla ilgili pek tecrübesi olmayan batılı ülkeler, hızlı ve kapsamlı önlemler alınması konusunda doğulu ülkeler kadar hızlı davranamadılar.

Son olarak, ekonomik tabloya bakarsak, batıdaki kaosla kıyaslayınca doğuda ekonomik faaliyetlerde daha pozitif bir kıpırdanma olduğu söylenebilir. IMF’in geçen haftaki tahminlerine göre küresel ekonomide %4.4’lük bir gerileme olması beklenirken, Çin ekonomisinde %1.9’luk büyüme bekleniyor. Vietnam’da bu yıl %2,7’lik, gelecek yıl %7.2’lik büyüme bekleniyor. Güney Kore’de Eylül ayı itibariyle ihracat başladı. Turizm gelirlerinin belkemiği olduğu Tayland sınırlarını henüz açmaya başladı. Japonya ise ülkeye giriş yapan yabancılar için öngörülen 14 günlük karantina süresine iş seyahatine gelenler için muafiyet getirmeye hazırlanıyor. Koronavirüsle mücadele daha ne kadar sürecek ve bize daha neler öğretecek, hep birlikte izleyip göreceğiz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı