Jacinda Ardern Seçimi Nasıl Kazandı?

Yeni Zelanda’da genel seçimi ikinci kez kazanan Jacinda Ardern, koronavirüsle mücadeledeki azmi ve Christchurch katliamı konusundaki duruşu ve kararlılığı ile halkının güvenini kazandı ve üç yıllığına yeniden iktidara geldi. Jacinda Ardern, üç yıl önce pek de iyi durumda olmayan İşçi Partisinin yönetimini genel seçimlere iki aydan az bir süre kala devralmış ve 37 yaşında genel seçimleri kazanarak başbakan olmuştu. Bu kez onu, ekonomik darboğaz ve koronavirüs krizinin devamı süreci ile birlikte daha zorlu bir ikinci dönem bekliyor.

Mütevazi bir ailenin kızı olan Jacinda Ardern politikaya atılmadan önce, Yeni Zelanda eski Başbakanı Helen Clark’ın ofisinde araştırmacı, sonra İngiltere’de Tony Blair’in ofisinde politika danışmanı olarak görev almış, ayrıca yoğun olarak gençleri, çocukları, mültecileri konu alan sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak gönüllü çalışmalarda bulunmuştu.

Daha önceki seçim kampanyası sırasında, kendisine seçim kampanyasında hamile olmanın nasıl olduğunu soran Avustralyalı gazetecinin sorusunu, kendisine işyerinde böylesine cinsiyetçi soru soramayacağı gerekçesiyle geri çeviren Jacinda Ardern, bu duruşuyla sadece ülkesinde değil dünyada da bir hayran kitlesi yarattı. Kadın, çocuk ve mülteci haklarının yılmaz savunucusu olan Ardern kendine güvenen, şeffaf, kapsayıcı ve paylaşımcı yapısıyla kendine odaklı dünya liderlerlerine karşı ciddi bir alternatif yaratmış durumda. Kendisiyle birlikte diğer insanları da, etrafındaki kitleleri de yükselten ve “biz” duygusunu yaratabilen tavrı ona kazandırıyor.

Fotoğraf: Hagen Hopkins

2019 yılının Mart ayında Christchurch şehrinde üstünlük yanlısı bir saldırganın eylemi sonu 51 kişinin ölümü, 49 kişinin yaralanması ile sonuçlanan cami katliamında gösterdiği hassas ve kararlı duruşuyla takdir edilen Ardern, bir yandan olanları kesin bir dille kınayıp zarar gören müslüman halkı samimiyetle bağrına bastı ve topluma birlik mesajları verdi; diğer yandan da otomatik silahlarla ilgili yasalaşma çalışmalarını derhal başlattı. Ancak bunun ötesinde, içinde yaşadığı toplumun sosyal, çevresel, ekonomik ve kültürel sorunlarını gören, anlayan ve bu problemlere ilişkin kaygıları anlayarak ortak bir vizyon oluşturup, toplumu organize edebilen ve duygu yönetiminde başarılı bir lider portresi çıkıyor karşımıza.

Jacinda Ardern, bugünün dünyasında, çok hızlı değişen olaylar örüntüsü içinde artan karmaşık eğilimler ve farklılıklar arasında birlik oluşturarak ve aralarında bağlantı kurarak, farklılıklardan yararlanan liderlik tarzını yaratmış durumda. Farklılıkları yönetmenin bir lider için en önemli stratejilerden biri olduğunu ve politikaları sürdürülebilir kıldığını kanıtlıyor. Farklılıklardan doğan çatışmalardan kaçınmak yerine, sorunların çözümünde farklılıklardan yararlanmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Önceki genel seçimde uzun bir seçim manifestosuyla iktidara gelen Ardern listesindeki her vaadi yerine getiremediği için muhalefet tarafından eleştirildi. Ancak Yeni Zelanda’dan koronavirüsü silmeyi hedefleyen agresif politikasıyla ülke genelinde ilan ettiği topyekun karantina ve sınır kapatma kararları ile bir başarı hikayesi yaratmış durumda. Nüfusu 5 milyonu aşan ülkede, 1500 vaka görüldü ve 25 kişi hayatını kaybetti. Jacinda Ardern’i politika hayatının belki de en zorlu dönemi bekliyor: Koronavirüs sonrası çözülmeyi bekleyen sağlık ve ekonomik krizi yönetmek bu görevin en zorlu kısmı olacak. Yeni Zelanda ekonomisi için önemli olan turizm ve eğitim gelirleri koronavirüs süresince durma noktasına geldi ve ekonomi %12 küçüldü, işsizlik had seviyeye yükseldi.

Koronavirüs sonrası yeni dünya düzeni, yeni dünya liderliğinin de habercisi olacak gibi görünüyor. Yeni nesil sürdürülebilir liderliğin de kuralları yazılıyor ve uygulamada test ediliyor. Öncülüğünü de kadın liderler yapıyor. Koronavirüs sürecinin sonunda nasıl bir dünya düzenine doğru evrildiğimize tanıklık ederken öyle görünüyor ki liderliğin tanımı da geleneksel anlayıştan oldukça farklı bir yere gelmiş olacak.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı