Yarın Artık Bugün

COVID-19 sürecine hepimizin tanıklık ettiği bu zaman diliminde ben iki çocuğumla İngiltere’deyim. Nerde olursak olalım, dünyanın altını üstüne getiren ve insanlık tarihi için adeta bir milat olan bu durumun kendimce analizini yapmak ve kendime not almak da şart oldu. Bilinmeyeni bilmediğimiz bu dönemden nasıl insanlar olarak çıkacağız? Devlet yapıları, yönetim biçimleri, liderler, ekonomiler, kavramlar nasıl evrilecek?

Değişimin de giderek hızlandığı dünyada, uzun döneme yayılan gelişmeler hakkında ne kadar kritik düşünebiliyoruz, ne kadar irdeliyoruz kavramları, kurumları? Ne kadar ileriyi görebiliyoruz?

Olması gerekenle olan arasında sıkışıp kalan değerleri ne kadar tartışabiliyoruz? Demokratik olması beklenen devlet yapıları içinde, olması gerekenle olan arasındaki uçurumu kapatmak için hedeflediklerimizin ne kadarı başarılı oluyor? Elimizdeki değerler yeni dünyanın yeni ihtiyaçlarına ne kadar hizmet edebiliyor?

Geleceğe ne ölçüde şekil verebiliyoruz? Neyi referans alarak şekil veriyoruz? Politikaları ne derecede etkileyebiliyoruz?

Politikaların oluşturulmasında, yakın geçmişimizi analiz edip, bugünün dinamiklerini de hesaba katıp alternatif gelecek senaryoları oluşturmak, sonra en kötü senaryoyu devreden çıkarıp geleceği tasarlamak, geleceğin ihtiyaçlarını ve trendlerini öngörebilmek… Evet, şimdiye kadar yaptığımız buydu. Ama bundan sonra işe yarayacak bir yöntem mi?

Her kavramın tanımı evrilirken, ekonomi “yeni ekonomi” oluyor; bildiğimiz dünya düzeninin adı “yeni dünya düzeni” artık ve içinde geleceğe dair başkaca unsurları barındırıyor. Değişim artık daha da hızlı geliyor ve kaçınılmaz, ancak kontrol edemediğimiz bilinmeyenler de var artık hayatımızda; COVID-19 bunlardan sadece bir tanesi ve belki de daha sadece bir başlangıç.

COVID-19 sürecinde ekonomi, politika, kapitalizm gibi kavramlar yeniden tanımlanırken insanlar ve şirketler, hatta devletler artık daha demokratik, daha eşitlikçi çözümleri beraberinde getiren teknolojiye ve dijitale yönelmiş durumda. COVID-19 öncesinde de önemi bilinen ancak “dilekler ve temenniler” bağlamında dile getirilen “dünyayı daha iyi bir yer yapmak için” sözleri artık gerçekten kritik; söylemek değil yapmak zamanı. Bu süreçle birlikte iş dünyasına gelen yeni iş modellerinin, ürün ve hizmetlerin artık daha inovatif yollarla, daha sürdürülebilir değerler yaratması bekleniyor. Yatırımların fonlanmasında, karlılığın ötesindeki hedefler, topluma ve çevreye hizmet eden değerler belirleyici artık.

Bundan sonra ne olacak?

Dijital para, temassız ödeme, internetten alışveriş tamamen hayatımıza girecek. COVID-19’la birlikte hayatımıza giren kişisel takip sistemleri her ne kadar özel hayata müdahale gibi algılansa da, güvenlik gerekçesiyle kaçınılmaz bir politika haline gelecek gibi görünüyor. Hepimiz veri olacağız.

Toplumsal değerlerin hızla değiştiği yeni düzende, tüketici davranışlarının da hızla değiştiği bir toplum yapısı bekliyor bizi. Tüketici davranışlarının çok daha belirleyici olacağı sektörler gelişecek. Milenyum ve Z kuşaklarının genlerinde doğuştan zaten var olan “yarattığım etki ne?” kaygısı hatta belki de güdüsü, iş dünyasının ve politikaların da DNA’sını değiştirecek. Yatırımlarda “etki” unsuru yatırımın tercih edilebilirliğini belirleyen bir ölçümleme değeri olacak.

Daha “likit” bir toplum yapısı içinde yaşadığı hayatı sorgulayan, tercihleriyle yarattığı etkiyi sorgulayan “yeni insan” modeli aslında kalkınma ve büyümenin evrilen insani tarafını temsil edecek. İklim değişikliği, zihinsel hastalıklar, sürdürebilirlik, etki gibi kavramlar konusunda çok daha duyarlı insanlar olacağız gibi görünüyor.

Otomasyona geçiş ve yapay zekanın yaygın kullanımı, aynı zamanda yapay zekanın sosyal ve çevresel etkisini getirecek beraberinde. İnsanlar ve makinalar arasındaki ilişkileri düzenleyen sistemlerin gerekliliği karşısında dijitalleşme daha da yayılacak. Yaratıcılık özünde orijinalliği ve tek olmayı temsil ettiği ve aynı zamanda kollektif olarak tüketilebildiği için daha da değerli olacak.

COVID-19 sürecinde yaşanan pandemiye karşı birlikte direnme ve korunma süreci, insanların “ben” durumundan çıkıp “biz” olgusuna geçişinin de başlangıcı olacak. İnsan olarak, her şeyin kendi etrafımızda döndüğünü ve tüm kaynakların bizim kullanımımıza atfedildiğini düşündüğümüz günler geride kaldı artık. İnsan olarak bizden daha büyük bir ekosistemin parçası olduğumuzu şöyle ya da böyle idrak edeceğimiz bir düzenin içindeyiz artık.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı