Hakkımda

Merhaba, bendeniz Şafak Müderrisgil. 1967 yılında Kırklareli’nde doğdum.Hayatım üç sehir arasında geçmekte: Ankara, İstanbul ve Oxford. Yılın yarısından fazlasını Oxford’da akademik nedenlerle geçirsem de bir ayağım hep Türkiye’de. İstanbul ve Ankara’da da hem sosyal, hem de iş hayatım devam etmekte. Hayatında seni motive eden nedir diye sorsalar, “öğrenmek” derim. Yeni şeyler öğrenmeye bayılıyorum ve bence ben iflah olmaz bir öğreniciyim. Bu sebeple yaşam boyu eğitimin de yılmaz bir savunucusuyum. Sanırım hayatımda asla bitmeyecek ve beni ben yapan, beni var eden bir eylem olacak öğrenmek.

Öğrencilik Yılları

Memur bir ailenin kızıyım. Anne ve babam, Ankara’da kurdukları hayatımızı bir süreliğine Almanya’da devam ettirme kararı aldıklarında yaklaşık beş yaşındaydım. Almanya’nın kuzeyine taşındık ve Hamburg / Kiel’e yerleştik. Okul hayatım orda başladı. Türkiye’ye dönüp Ankara’ya yerleştiğimizde on yaşına gelmiştim. Türkçeyi, Türkiye’ye dönünce yeniden öğrendim.

Öğrenim hayatımın nerdeyse tamamı Ankara’da geçti. Önce mahallemizdeki Hamdullah Suphi İlkokulu, sonra TED Ankara Koleji yılları. Ortaokul ve lise yıllarım, Türkiye’de siyasi karışıklığın olduğu yıllardı. Ben liseden mezun olana kadar 1980 ihtilali olmuş, 1982 Anayasası ilan edilmiş, üzerinden de üç yıl geçmişti. Üniversite sınavlarında tek bir hedef koydum: Hukuk Fakültesi. 1985 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenime başladığımda, kendime koyduğum hedef Türkiye’ye yatırım için gelecek yabancılara danışmanlık yapmaktı. Bu yüzden öğrencilik yıllarında ekonomik bir haber ajansına yarı zamanlı çevirmenlik yaptım. Hem iş tecrübesi, hem de ingilizcemi ekonomik ve hukuki terimlerle zenginleştirme vesilesi oldu bu iş. Yıllar içinde aynı fakültede Özel Hukuk alanında yüksek lisans çalışmamı da tamamladım.

Kamu Sektörü

İlk tam zamanlı işim Ziraat Bankası’nda öğrenci olmaktı. O dönemin Genel Müdürünün liderliğinde kurulan Bankacılık Okulu’na başvurdum ve programın tek hukukçusu olarak kabul edildim. Bir yıl boyunca eğitimden geçerken üstüne bir de maaş alıyorduk. Bizi iyi yetiştirdiler ve bir yılın sonunda kurum içinde atamalarımızı yaptılar. Hukuk biriminde ilk mesleki deneyimimi kazandım ve iki yılın sonunda rotamı başka bir kuruma çevirdim. 1993 yılında BOTAŞ’taki görevime başladığımda, bankacılık sektöründen enerji sektörüne adım atmış oldum. BOTAŞ Hukuk Müşavirliğinde geçen iki yılın sonunda kamu sektöründe beş yılımı tamamlamıştım ki, çokuluslu bir hukuk şirketi olan White & Case LLP’den gelen teklifi değerlendirerek özel sektöre transfer oldum.

Özel Sektör

White & Case LLP meslek hayatımda önemli bir mihenk taşı oldu. Enerji sektörünün yap-işlet-devret modeline açıldığı ve imtiyaz sözleşmelerinin ilk konuşulduğu yıllardı. Türkiye’de yap-işlet-devret modeliyle yapılan ilk proje finansmanını ve enerji santralini yaptık o yıllarda ve devamı geldi. Enerji hukuku, Çevre Hukuku, Şirketler Hukuku, enerji sözleşmelerinin devletle müzakeresi yanında şirket birleşmeleri, şirketlerin halka arz edilmesi gibi alanlara da girmiş oldum. Gerçekten de delicesine çalıştığım ve fakat çok şey öğrendiğim yıllardı.

1998 yılında, White & Case’den ayrılıp Akfen Şirketler grubuna geçtiğimde bambaşka bir şirket kültürü bekliyordu beni. Ankara’da kurulmuş ve inşaat alanında geçmişi olan bu aile şirketi yeni atılımlara yelken açmıştı. Şirketin kurumsal kimliğini de yeniden tanımladığı ve uluslararası piyasalara açılmayı planladığı bu yıllarda ve takip eden 12 yılda, bu kez yerli bir şirketin büyümesi, uluslararası unsurlar kazanması ve yeni sektörlere açılması sürecindeki deneyimlerim farklı ufuklar açacaktı benim için.

Sivil Toplum

Aynı yıllara denk gelen dönemde bir yandan da sivil toplum faaliyetlerine yönelmiştim. 1999 yılında kurucusu olduğum Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı (TİKAV) bir aile vakfıydı. Kuruluşu gerçekleştirdikten 2 ay sonra Elazığ Fırat Üniversitesinde tasarladığım Bireysel Gelişim Programını uygulamaya başlamıştım. Türkiye’nin doğusunda ve güneydoğusunda öğrenim gören üniversite öğrencilerini kapsayan bu program beni doğu ve güneydoğu illerinin ve o illerde bulunan üniversitelerin müdavimi yaptı. TİKAV hayatımda bambaşka bir pencere açtı. Bir yandan sivil toplum sektöründe kapasite geliştirirken, diğer yanda memleketimi daha iyi tanımaya başladım. Kariyerimde en keyif aldığım işlerden biriydi diyebilirim gençlere mentörlük yapmak ve onların liderliğe giden yoldaki deneyimlerini izlemek. Aynı yıllarda, merkezi İngiltere’de bulunan ve gençler için müfredat dışı eğitimle desteklenmiş gençlik programları uygulayan The Duke of Edinburgh’s Award Programı ile tanışıp, programı Türkiye’ye getirme kararı aldım. Kısa sürede kurduğumuz Gençlik Ödülü Derneği çatısı altında programı, ilgili Bakanlıklar ile de protokolleri imzalayarak Türkiye çapında uygulamaya başlamıştık bile. Her iki kurumdan da kuruluşlarının 10. yılı tamamlandığında ayrıldım. Merkezi Londra’da bulunan The Duke of Edinburgh’s International Foundation ile bağım halen devam etmekte ve World Fellow olarak buradaki hizmetime devam etmekteyim.

Bir kere sivil toplum örgütleriyle haşır neşir olduğunuzda hep başka kapılar da açılmayı bekliyor. Unicef Milli Komitesi, Kadın ve Gençlik Platformu, Tüm Kadın Lobisi, London School of Economics / Çağdaş Türkiye Çalışmaları Kürsüsü gibi kuruluşların kuruluşunda yer almak ve yönetiminde olmak çok değerli deneyimlerdi benim için.

Yine Yeniden Kamu

2010 yılı benim için değişim rüzgarlarının estiği yıllardı. Kariyer çizgimde tam anlamıyla konfor alanımdan çıkıp makas değişikliği yaptığım yıllar başladı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kariyerimdeki bu değişikliğin başlangıç noktası oldu. İki buçuk yıl hizmet verdiğim bu yeni kurulan bakanlıkta Bakan Danışmanı olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının ekonomik olarak güçlendirilmesi, çocuk hakları, engelli hakları, yoksulluğun azaltılması gibi konularda yapılan çalışmalarda yer aldım, projeler geliştirdim. Sektörler arası tecrübelerimden, kamu politikasının oluşturulması ve yürütülmesi safhalarında faydalandım. Aynı zamanda, uluslararası kuruluşlar nezdinde ülkemizi temsil etme fırsatını elde ettim. Dönemin Bakanı ile şevkle çalıştığımız, güzel bir dönemdi.

Olgun Öğrencilik

Her güzel şeyin sonu çabuk gelir derler. Bu dönemin bitmesine yakın, 15 yıldır farklı sektörlerde politika ve strateji üreten bir pratisyen olarak devam ettiğim kariyerime bir yıllık bir ara verip bu mesleğin de diplomasını almaya karar verdim. İngiltere’de bulunan Oxford Üniversitesinin Kamu Politikası Yüksek Lisans Programına başvurdum ve kabul edildim.

Kamu Sektörüne Veda

2014 yılında Kamu Politikası yüksek lisansımı aldıktan sonra Türkiye’ye döndüğümde bu kez Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında Bakan Danışmanı olarak görevlendirildim. Yıllar öncesinde yabancı enerji şirketlerinin hukuk danışmanı olarak müzakerelere geldiğim bu kurumda artık masanın öteki tarafındaydım. Bu dönemde enerji verimliliği ve nükleer enerji politikası konularına da ayrıca odaklanma fırsatım oldu.

Bu sıralarda hayatıma giren bir başka sivil toplum kuruluşu Enerji Verimliliği Derneği oldu. Türkiye’de enerji verimliliği farkındalığını yükseltmek için üç yıl boyunca oldukça etkin çalıştığımız bu dönemde tasarımını yaptığım “Enerji Hanım” projesi 27 ilimizde uygulandı ve binlerce kadına dolayısıyla haneye ulaştı. 2015 yılında Paris’te gerçekleşen COP-21 Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’na davet edildik ve projeyi sundum. Sunumdan sonra projenin Hindistan’da da uygulanması için temaslar başladı. Kamu sektörü ile sürdürülebilirlik başlığı altında devam ettirdiğim çalışmalarım kapsamında, 2019 yılı sonundan bu yana Türkiye Belediyeler Birliği’nin Sıfır Atık Projesinde de Danışma Kurulu üyesi olarak yer almaktayım.

İngiltere Yılları ve Etki Yatırımı

2016 yılının ilk aylarında İngiltere’ye geri döndüğümde yeni bir alana yöneldim: Etki yatırımları. Oxford’da toplumda değişim bekleyen zorlukları veya eksiklikleri hedef alan sosyal ve sürdürülebilir yatırımların tasarımı, fonlanması ve etkisinin ölçülmesi alanında araştırmalarımı ve çalışmalarımı sürdürmekteyim. 2017 yılından bu yana etki yatırımı modeli konusunda kapasite geliştiriyorum. Bir yandan dünyada yeni yapılanan bu sektörün gelişimini izlerken, bir yandan da Türkiye’deki girişimleri takip ediyordum. Dünyada giderek önem kazanan etki yatırımı kavramını Türkiye’de daha iyi tanıtmak, sektörler arasında ve kamuoyunda farkındalık kazandırmak ve bir ekosisteminin oluşmasına katkıda bulunmak için doğru zaman olduğuna inanarak yola çıktım. Bana göre etki yaratmak eylemi önce bireydeki farkındalıkla başlıyor, sonra topluma sirayet ediyor. Yatırımların etki odaklı yapılması ve karlılık hesaplarının yanında sosyal veya çevresel etkinin de hesaba katılması kalkınmanın anahtarı olacak.

Etkiyap‘ın Doğuşu

Yıllarca etki yatırımı konusunda devam eden çalışmalarım, COVID-19 süreciyle birlikte başka bir hal aldı. Etki yatırımı konusunda biriktirdiğim her şeyi Türkiye’de anlatmaya, bu modelin savunuculuğunu yapmaya karar verdim. COVID-19’la birlikte hayat adeta durdu; hepimiz evlere kapandık. Bu kapanma; bu içe dönüş, Etki Yatırımı Platformu “Etkiyap”ın doğumuna sebep oldu. Nisan 2020’de Etki Yatırımı Derneği’nin kuruluşunu Etkiyap’ın kuruluşu izledi. Etki yatırımı konusunda farkındalık yaratmak, Türkiye’de etki yatırımı ekosisteminin gelişmesine katkıda bulunmak ve etki ölçümlemesi ve yönetimi bilincini yaymak için kurulan Etkiyap kendisine hedef kitle olarak gençleri seçti. Sürdürülebilirlik kavramının içine doğan kuşaklar Etkiyap’ı ortaya çıktığı ilk günden itibaren sahiplendiler. Etkiyap’ın genç kuşak tarafından sahiplenilmesi ve izlenmesi doğru yolda olduğumuzun ilk işaretleriydi. 

Türkiye’de 2019 yılında konuşulmaya başlanan bir kavram olan etki yatırımını anlatmak için önümüzde uzun bir zaman çizgisi olduğunu düşünürken, 2020 yılında dünyayı sallayan COVID-19 krizinin üzerine 2021 yılında etkisi tüm dünyada hissedilen iklim krizi de eklenince dünyada değişim rüzgarları da daha hızlı esmeye başladı. Birkaç yıldır sözü edilen yeni paradigmalar tartışmalarımızın odağına oturdu. Yeni dünya düzeni, daha sürdürülebilir bir dünya, yatırımların sürdürülebilir kalkınmaya etkisi derken bugün geldiğimiz noktada, liderlerin ve kurumların etki yatırımı nosyonuna giderek daha çok yaklaştığını, dünyada hiçbir bireyi geride bırakmayacak yatırım modellerine itibar ettiğini görüyoruz. 21.yüzyılda değişim gerçekten de çok hızlı gerçekleşmekte. 

“Etki Yatırımı” Kavramı Ulusallaşıyor: Etki Yatırımı Danışma Kurulu “EYDK”

COVID-19 nedeniyle karantinanın ilan edildiği gün arama motorunda Türkçe olarak arayıp sonuç alamadığım “etki yatırımı” kavramı için bugün tıklandığında artık karşılık alınabiliniyor. Ancak daha fazlası gerekli… Kamu ve özel sektörüyle, sivil toplum kuruluşları ve akademik aktörleriyle “etki yatırımı”nı her seviyede savunacak, stratejilerine yerleştirecek, öncü olacak, yol haritasını çizecek ve dünya ile bütünleşip ülkemizi temsil edecek bir oluşum gerekli. İşte bu düşüncelerle kurulan EYDK’nın tasarım ve oluşum sürecinde olmak da ayrı bir onur oldu benim için. Bu konuda henüz gidilecek uzun bir yolumuz olsa da, konunun öncüsü olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirme ve ülkemiz için gerekli bu altyapıyı oluşturma gayreti içindeyiz. Bir gün bayrağı bizden sonra gelenlere devredene kadar…

Şafak Müderrisgil

Etki Yatırımcısı